11 Temmuz 2009 Cumartesi

kök


iktidarın soğuk gücünü değil, nereye ait olduğunu bilmenin verdiği hafifliği içeriyor. sanki başına gelecek herşeye hazır ve "eyvallah" deyip yoluna devam edebilen herkesin çıplak gözle görülemeyecek kökleri var. asil. dokunaklı. gizemli. heybetli. ama üstünlük kuran değil, bilakis mütevazı. çünkü besleyen, ayakta tutan, mukavemet veren köktür; ama toprağın altında kalmayı kabullenmiştir. vitrinlik bedenlerin aksine, örtüktür. benim tavanarasını andıran zihnimde kök; tarihtir, ailedir, geleceği mümkün kılan geçmiştir, canlılıktır, şefkattir...

birçok şey geliyor aklıma. birisi de "blade runner". filmdeki androidlerin, gerçek insanlar olduklarını göstermek için umutsuzca sarıldıkları uydurma hatırlar... ben gerçeğim, ben varım, ben buradayım, bana merhamet edin ve beni öldürmeyin diyebilmek için ihtiyaç duydukları kökler. işte bu içime dokunuyor... hafızasını kaybeden insanların, nefes alıp vermeye devam ederken yaşadıkları gözle görülür elle tutulur tedirginliğe kayıyor aklım androidlerden. köklerini kaybetmiş insanların yapraklarını nereye uzatacaklarını bilemeyişleri, bakışlarını diğer bakışlardan kaçırmaları, yeni deneyimlerden beslenemeyişleri, yalnızlıkları, boşlukta salınışları... hafızanın buharlaşıp uçtuğu noktada, kimliğin yitip gitmesi, ayakların altındaki halının çekilip alınması... insanoğlunun köklere duyduğu derin ihtiyaç!... kimi zaman bu asil ve müşfik arayışın - kök arayışının- gene insan olma hasebiyle nasıl da yönünü şaşırdığını görüp içleniyorum. toprağın altında insanı usulca besleyen kökler, birden şımarıkça ve hoyratça diğer insanları yaralamak için kullanılan silahlara dönüştürülüyor. insanın zalim ve cahil yüzü açığa çıkıyor; tevazu hali yırtılıp kibir perdesi çekiliyor gözlere. böylece bir bakıyorsunuz kökler, iktidar kurma arzusuna alet olmuş; iktidar savaşının yarattığı cehenneme odun olmuş... işte bu da içimi yakıyor. gene de köksüz olmaz diyorum. kökleriyle temasa geçemeyen, boşlukta salınıp duran, onurlu bir biçimde yaşamak için ihtiyaç duyulan besini kaybetmiş memleketim insanları geliyor aklıma. ah diyorum... kendimi de dahil ederek...

dedim ya çok şey geliyor aklıma kök deyince. evet, matematik de dahil. ama en çok ölümlü oluşu kabullenebilmek geliyor. toprağın derinlerinden çıkıp göklere uzanmak... göklerin çağrısını duyup toprağa dönmek. belki bu yüzden ağaçları seviyorum çok. gizledikleri kökleriyle göğe uzanan yaprakları arasında bağ kuran gövdelerine dokunmayı; suskun olmalarına rağmen duruşlarıyla hissettirdikleri hayatiyete şahit olmayı; ışığın yaprakları arasında dolaşmasını; hem ölümlü, hem sonsuz oluşlarını... seviyorum.

2 yorum:

Kremali'nin annesi dedi ki...

Iyi ki baslamissiniz yazmaya ve iyi ki bir sekilde baslamisim sizi okumaya.

Hafizasini yitirmis insanlarin halini anlattiginiz satirlarda nefesim duracak gibi oldu inanin. Zaman zaman ziyaretine gittigimiz o yasli cinarin yavas yavas koklerini kaybedisi geldi hatirima. "Rahmetli esim ve ben" diye isaret ettigi o resmin, aslinda ogluyla gelininin nisan resmi oldugunu gordugumde, bir an icin bosbogazlik etmis ve "emin misiniz" diye sormustum. Belki o coktan unuttu olan biteni, ama ben kendimi hic affetmedim.

kibrit kutusu dedi ki...

çok teşekkür ederim başlangıç notu için..

ve paylaşımınızdaki içtenlik için.. hepimizin kendini birden bire içinde bulabileceği gaflet anları için kendinize çok yüklenmemenizi temenni ederim.

sevgiler..