14 Haziran 2009 Pazar

öğlen ukyusu


küçükken zorla yatırıldığım, büyüyüp de mesaili işlerde çalışmaya başladıktan sonra mumla aradığım yegane aktivitelerden. bence her onurlu insanın öğlen uykusuna yarım saatçik bile olsa yatabilme hakkı olmalı.

bir keresinde anneannemlerin evindeyken, annem beni gene zor kullanmak suretiyle öğlen uykusuna yatırmıştı. kaçamayacağımı anladığım için uyuyormuş gibi yapmıştım ben de. bir divanın üzerinde. yüzüm beyaz duvara dönük. bir çeşit mahkum gibi... annemler ise misafir hanım teyzelerle sohbet edip kurabiye olsun poğaça olsun yiyor, beni hasetten çatır çatır çatlatıyorlardı. derken en küçük teyzem okuldan geldi. herkesi, o sakin ama sadece ona yakın olanların duyabileceği ışıltılı sesiyle selamladıktan sonra bana hitaben "ah canım" diyerek yanağıma bir öpücük kondurdu. daha ne olsundu?! uyanıvermiştim işte ben... teyzem bilmeyerek benim suç ortağım olmuştu aslında. biraz üzülmüştü, beni "o tatlı uykumdan" uyandırdığı için. sanırım odadaki kimse kaçış planımı anlamadı. herkes inanmıştı yanağıma usulca kondurulan o öpücükle uyandığıma. yetişkinlerin arasına karışma iznim çıkıvermişti işte. tutsaklıktan salıverilmiştim. ah sevgili teyzeciğim... kahramanım, masum suç ortağım benim! şimdi bir yolu var mı beni o tatlı öğlen uykusuna geri döndürmenin?

çocukken neden kıymetini bilememişim, diye ahlanıp vahlanmanın bir alemi yok. zira o zamanlar dünyayı bir panayır yeri gibi algılama eğilimi içerisinde olduğum muhakkak. yetişkinlerin dünyasından ayrı bırakıldığım her saniye sanki çok mühim birşey kaçırıyormuşum gibi hissediyordum sanırım. üstelik enerji fazlası da vardı tabi. eh yaşlandıkça bilgeleşiyor insan. şimdi, yetişkinlerin dünyasından kaçabilmek için uykuya sığınmak en doğrusu gibi geliyor bana. romatizma, siyatik, migren de cabası... :)

1 yorum:

Adsız dedi ki...

awesome