1 Ağustos 2009 Cumartesi

istikrar

bende olmayan şey. neden yok bilmiyorum, fakat hayatımın her evresinde onun eksikliğiyle yüzleşmek zorunda kalıyorum.

mesela benim bir kariyerim yok. o daldan bu dala konuyorum. geçen sene haftasonları sürüne sürüne eğitimlere katılıp haftaiçleri 8-5 danışan gördüğüm terapistlik mesleğini bırakma kararı aldım. iki ay sonra new york'a sinema eğitimi almaya gideceğimi ilan ettiğimde, psikolog bir arkadaşımdan şöyle bir mesaj almıştım: "çılgınsın! psikologluk yapmaktan vaz mı geçtin? yeni bir kariyer planın var sanırım..." bu mesajı okuduktan sonra algıda kırılma yaşadım.

algıda kırılma şöyle birşey: diyelim ki duvarda asılı bir resme bakıyorsunuz ve bir çeşit duygu haline bürünüyorsunuz. ressamın herşeyi flu betimlemiş olması hoşunuza gidiyor; objelerin birbirine karışan sınırları, renklerin hareli hali anlam dünyanızda yer ediyor. derken gözlüğünüzü takmadığınızı fark ediyorsunuz. takıp bir de öyle bakıyorsunuz. şimdi herşey bambaşka görünüyor gözünüze. bu basit bir örnek oldu. ama algıda kırılmayı daha sonra detaylarıyla başka bir yazıda anlatırım.

evet... algıda kırılma yaşadım. insanların dünyasında kariyer diye birşey vardı ve belli bir yaş sınırını geçtikten sonra atılan adımları, kariyerin hassas bünyesi kaldırmayabilirdi. o gün hayatıma tekrar baktım. dedim ki benim hiç kariyer planım olmamış. ben bayağı istikrarsız bir insan olmuşum. galiba istikrar, ileri görüşlülük, stratejik düşünme ve kesinlikle kararlılıkla ilintili.

tabi, istikrar sadece böyle büyük ölçekli eylemlerle alakalı değil. ben günlük de tutamadım hiç. her seferinde hevesle bir defter alıp üç gün düzenli yazdıktan bir ay sonra günlüğümün sararmakta olan yapraklarına içlenerek baktığım çok olmuştur. kimi zaman bu bir aylık sürenin bir yılı bulduğu dahi olmuştur.

öte yandan, istikrarsızlık bir yaşam biçimi, hayata farklı bir bakış açısının sonucu da olabilir. belki ben gibi insanların kariyere, tutarlılığa, önceden tahmin edilebilirliğe ihtiyacı yoktur. belki şu dünyada ben gibi rüzgarın önünde kurumuş yaprak misali savrulan insancıklara da ihtiyaç vardır ki hayatlarını planlayabilen üstün insanlar bizim durumumuza bakıp "oh çok şükür" diyebilsinler.

eh bana da "sizleri rahatlatabildiysem, ne mutlu!" demek düşüyor o vakit. bir de tabi aydın türk düşünürlerimizin koro halinde söylemeyi vatan borcu bildiği: "istikrar senin neyine, vesayet?" repliği.

***